Karl Marx, Honore de Balzac için "Kapitalist sistemi anlama arayışımda Balzac'tan öğrendiklerim, bütün diğer tarihçi ve sosyal bilimcilerden öğrendiklerimden daha ağır çeker" der. Günümüz post-truth çağında bu sözün ağırlığını yanlış kavramamız mümkün fakat "fiction" ve "non-fiction" eserler arasında eskiden beridir sahici çizgiler çizilmesi zor. Çünkü "yaratıcı deha" dediğimiz edebiyat ustalarının, içinde yaşadığı toplumu/tarihini/sosyolojisini anlamlandırma ve kavrama yetileri bu işi meslek olarak yapan bilim adamlarının ufkunu geçebiliyor. Bunun örnekleri çok.
İktisatçı Mustafa Özel, son yıllarda bu konu üzerinde epey kafa patlatıp eserler ele alıyor ve insanlara "gerçek makalelerde değil romanlarda" diyor. (Burada kısaca değineceğim fakat Mustafa Özel'in bu konu üzerine verdiği konferansların çoğu YouTube üzerinde mevcut ve izlenmesi naçizane tavsiyedir.) Ve hatta üniversitelerde yüksek lisans ve doktora öğrencilerinin, kimsenin okumayacağı makaleler kaleme almalarındansa tezlerini hikaye/roman şeklinde yazmasını salık veriyor.
Sosyoloji, tarih ve siyaset bilimi sosyal bilimlerle uğraşan yetkin bilim adamlarımız yok mu? Elbette var. Uluslararası çapta eser veren bu isimlerin yetkinliğini sorgulamak değil burada vurgulamak istediğim. vurgulanan şey; kalıplaşmış olarak "tarihçi>romancı" ezberinin yanlış olduğudur. kötü bir tarihçi geçmişte yaşanan olaylara gömülüp ne idiğü belirsiz bir faaliyet içerisindeyken iyi bir romancı formel tarihin de ötesinde "geleceğin tarihini" dahi yazabilir. Ve büyük edebiyatçıların eserleri yazarın içinde bulunduğu dönemi anlamanın yanı sıra daha sonra patlak verecek toplumsal gidişat ve olayların da sinyalini çoğunlukla verir de. iyi romancılar olaylar olup bittikten sonra değil o olaylar henüz yaşanmadan sinyal verenlerdir zaten.
Bu mevzu başlı başına bir yazının konusu esasında lakin ben bu anlamdaki bir "yaratıcı deha" örneğini vermek istiyorum: Kemal Tahir.
Kemal Tahir; evvelden beridir tartışılan, sol-sağ tartışmaları içerisinde çokça zikredilen fakat bir türlü "kalıba girmeyen" büyük kalem. Külliyatının Ketebe Yayınları'ndan tekrardan basılması üzerine gençler üzerinde de yeni bir ilgi yaratmış durumda. Yaşarken de bu tartışmaların içinde olan Kemal Tahir'i doğru anlamaksa aynı zamanda Türkiye'yi anlamak demek. Birbirine benzemez bir çok düşünce adamı, yazar, sinemacı, gazeteci ve siyasetçi Kemal Tahir'in çalışma odasına konuk olmuş, bir nevi öğrencisi olarak büyük yazarla ahbaplık etmiştir. (Oğuz Atay, Halit Refiğ, Metin Erksan, Ertem Eğilmez, Ayşe Saşa, Mehmet Barlas ilk akla gelenler)
Peki Kemal Tahir kimdir?
Kabaca hayat hikayesi hapishanelerde geçmiş bir adam Kemal Tahir. Aziz Nesin ve Nazım Hikmet'le birlikte "darbecilik"ten yargılanmış, "Genç Cumhuriyet"in bir anlamda sillesini yemiş fakat bunu dramatize etmemiş ve hatta "hapishane"den beslenmesini bilmiş biri. Üzerinde yaşadığı ülkenin "ekonomi-politiğini" anlamlandırma arayışında sol literatürden/Karl Marx'tan yararlanmış fakat bunu "tercüme faaliyeti" olarak değil Türkiye havzasına yabancı kalmadan yapmayı başarmıştır. Kendi döneminde "sol cenah" Osmanlı Dönemi bir aşağılama kaynağı olarak görürken Kemal Tahir "Osmanlı Düzeni"ni anlamaya çalışmış toprak/sermaye/devlet ilişkilerini bu cihetle ele almıştır. Bu yönüyle "sol aydın çevre" tarafından dışlanmış, kabul görmemiştir. (Ve halen görmemektedir.)
Kemal Tahir çoğunlukla Yaşar Kemal'le kıyaslansa da esasında aynı kulvarda değiller. Kemal Tahir, Rus yazar Dostoyevski ile kıyaslansa gerektir. Dostoyevski gibi Kemal Tahir de "soğuk gerçekçi"dir. Toprağına romantizmle bağlı değildir. O, toprağın kendisidir zaten. Bu yüzden Yaşar Kemal'de eşkıya güzellemesi bir romantik eser İnce Memed varken Kemal Tahir eşkıya düzenini Dostoyevski'nin Ecinniler'inde olduğu gibi romantizmden arındırarak Rahmet Yolları Kesti'de anlatır. (Kemal Tahir'in eşkıya düzeni Yeşilçamda da yer bulur: Kemal Tahir'le bir dönem aynı yayınevinde çalışan ve ondan etkilenen Ertem Eğilmez'in Kemal Sunal'lı Şener Şen'li komedi filmlerinde bu esintiler fazlasıyla mevcuttur.)
Öncelikle yeni başlayacak olanlar için Ketebe Yayınları'nın tavsiye ettiği bir okuma düzeni önerisi sunalım. Ketebe Yayınları Kemal Tahir külliyatını "Türkiye Serisi" ve "Taşra Serisi" olarak ikiye ayırıyor. Konusu 1890-1939 yılları arasında geçen bu romanların "Türkiye Serisi"nde siyaset yapıcıların etrafında gelişen hadiseler "Taşra Serisi"nde ise ilk serinin paralelinde Anadolu taşrasında yaşananlar anlatılıyor. Öncelikle belirtelim ki her iki seri de öyle gözükmeseler dahi oldukça politik.
Türkiye Serisi: Bir Mülkiyet Kalesi, Yorgun Savaşçı, Esir Şehrin İnsanları, Esir Şehrin Mahpusu, Kurt Kanunu, Yol Ayrımı, Bozkırdaki Çekirdek
Taşra Serisi: Yediçınar Yaylası, Köyün Kamburu, Büyük Mal, Rahmet Yolları Kesti, Sağırdere, Körduman, Kelleci Memet
Bunlara ilaveten bu iki seriye dahil olmayan ve Osmanlı Devleti'nin kuruluş dönemine odaklanan büyük eser Devlet Ana.
Bir sonraki yazıda Kemal Tahir'in eserlerinden hareketle bir "ekonomi-politik" tarih okuması yapmayı deneyeceğiz.
Yorumlar
Aykan SEKON:
Kemal Tahir hakkında çok güzel ve ilgi çekici bir giriş olmuş devamını bekliyoruz Koray Bey
06/12/2025 00:04